Farklı bir ülkede yeni bir hayat kurmak, dışarıdan bakıldığında cesaret verici ve heyecan dolu bir macera gibi görünür. Ancak valizler açılıp, resmi işlemler bitip de günlük hayatın rutini başladığında pek çok göçmenin ya da “expat”ın kapısını beklenmedik bir misafir çalar: Araf Psikolojisi.

Türkiye’deki evinize tatile geldiğinizde artık eski siz olmadığınızı, her şeyin biraz değiştiğini ve oraya tam olarak sığamadığınızı fark edersiniz. Yaşadığınız yeni ülkeye (Almanya, İngiltere, Amerika veya Hollanda) döndüğünüzde ise dilini, kültürünü ve sokaklarını bilseniz bile hala tam anlamıyla “oraya ait” hissetmezsiniz.

İşte iki ülke, iki kültür ve iki farklı benlik arasında sıkışıp kalma hissine göçmenlikte araf psikolojisi diyoruz. Peki, bu köksüzlük hissiyle nasıl başa çıkabilirsiniz?

Araf Psikolojisinin Belirtileri Nelerdir?

Fiziksel olarak bir ülkede yaşarken, zihinsel olarak sürekli başka bir ülkede olma hali yorucudur. Bu durumu yaşadığınızı gösteren bazı temel işaretler şunlardır:

  • Sürekli Kıyaslama Hali: Yeni ülkenizdeki sistemi, insanları ve ilişkileri sürekli Türkiye’deki hayatınızla karşılaştırmak.
  • Geçici Yaşama Duygusu: “Nasıl olsa bir gün döneceğim” veya “Burası benim kalıcı yerim değil” düşüncesiyle yeni ülkenizde kök salmaktan, eşya almaktan veya derin dostluklar kurmaktan kaçınmak.
  • Suçluluk Duygusu: Türkiye’de geride bıraktığınız aileniz ve arkadaşlarınız bensiz yaşlanıyor, bensiz kutlama yapıyor hissi (Survivor’s Guilt).
  • Duygusal İzolasyon: Bulunduğunuz ülkenin dilini akıcı konuşsanız bile, espri yaparken, dertleşirken veya öfkelenirken kendinizi tam olarak ifade edememe sıkıntısı.

Ne Orada Ne Burada Hissinden Nasıl Kurtulunur?

1. “Ya O Ya Bu” Düşünce Kalıbını Kırın

Zihnimiz genellikle bir yere tam olarak ait olmamız gerektiğine inanır. Ancak göçmenlik, mevcut kimliğinizi silip yenisini yazmak değildir; kimliğinize yeni bir katman eklemektir. Hem Türk kültürünün sıcaklığına sahip olup hem de yaşadığınız ülkenin kurallarına ve yaşam tarzına uyum sağlayabilirsiniz. İkisinden birini seçmek zorunda değilsiniz.

2. Kendi “Mikro-Kültürünüzü” Yaratın

Ev kavramı sadece coğrafi bir yer değil, hissettiğiniz bir duygudur. Yeni ülkenizde size iyi gelen ritüeller oluşturun. Sabahları o sevdiğiniz kafede kahve içmek, evinizin bir köşesini tamamen size ait anılarla dizayn etmek veya iki kültürden insanları bir araya getiren sosyal gruplara katılmak kök salmanızı kolaylaştırır.

3. Anadilinizde Psikolojik Destek Alın

Yurtdışında yaşayan birçok kişi yaşadığı ülkenin dilini ana dili gibi konuşsa da, iş duygulara geldiğinde kelimeler yetersiz kalır. Öfkeyi, yası, hayal kırıklığını veya çocukluk travmalarını ikinci bir dilde anlatmak, terapi sürecinde o duyguya temas etmeyi zorlaştırır. Kültürel kodlarınızı, “ayıp”, “elalem ne der” veya “hasret” gibi kavramları açıklamak zorunda kalmadığınız bir uzmanla çalışmak iyileşmeyi hızlandırır.

Yalnız Değilsiniz

İngiltere’den Hollanda’ya, Almanya’dan Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanında yaşayan danışanlarımızla Online Terapi seanslarında en çok çalıştığımız konulardan biri bu aidiyet krizidir.

Araf psikolojisi bir zayıflık değil, büyük bir değişime adapte olmaya çalışan zihninizin verdiği doğal bir tepkidir. Eğer bu his hayat enerjinizi düşürüyor ve yeni hayatınızdan keyif almanızı engelliyorsa, anadilinizde uzman bir psikolog desteği alarak kendi içinizdeki “evi” yeniden inşa edebilirsiniz.

Bu Konuda Desteğe mi İhtiyacınız Var?

Okuduklarınız size tanıdık geliyorsa ve bu süreci tek başınıza yönetmekte zorlanıyorsanız, bilimsel temelli terapi yaklaşımlarıyla yanınızdayız.